Yükseköğrenim gören öğrencilerin büyük çoğunluğunun alım güçlerinin temel ihtiyaçlarından ve öğrenimlerinden doğan masrafları karşılamaya yetmediğinin herkes farkındadır. Vakıf üniversitelerindeki -burssuz- öğrenci grubunu ve devlet üniversitelerindeki azınlık oluşturacak bir kesimi saymazsak, Türkiye’de üniversite öğrencisi ailesinin desteği olmadan öğrenimini ancak büyük güçlüklerle ve fedakarlıklarla tamamlayabilir. Okurken çalışma olanaklarının sınırlı olması, ders yoğunluğu, öğrencilerin ‘kolay işgücü’ olarak görülmesi işsizliğin süratle arttığı bu ortamda öğrencileri temel ihtyaçlarını burs bularak karşılamaya yönlendiriyor.
Karşılıklı veya karşılıksız olarak verilen bu bursların yeterliliği ve amacına uygun verilip verilmediği türüne göre pek çok tartışmayı doğuruyor. Otomobiline otopark parası için karşılıksız burs alan öğrencinin yanında; beslenme-barınma-öğrenim giderleri gibi temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için karşılıklı burs alanlar aynı sıraları paylaşabiliyorlar. Burs temin eden kurum ya da kuruluş bursiyerine başka bir yerden burs almaması şartıyla ödeme yaparken, kimi zaman aldığı burslarla ayrı oturduğu ailenin geçimini sağlayanlarla birlikte, tek bir burs alıp ancak giderlerinin en hayati kısmını karşılayabilenler aynı yükseköğrenim sisteminde yetişiyorlar.
Her kuruluş vereceği burs miktarını kendisi tespit ederken, öğrenciler de en yüksek rakamı veren yerin bursiyeri olmayı öncelikli olarak tercih ediyorlar. Zira hemen her yerde ‘tek burs’ şartı aranıyor. Bu durumda, başvurularda esas alınan beyan seçilme kriterini belirlerken, pek çok aday aldığı diğer bursları saklıyor. Elbette adayın durumunu detaylı olarak araştıran kurumlar da oluyor, ancak genel olarak uygulamada uçurum derecesinde büyük eşitsizliklerin ortaya çıktığını söyleyebiliriz.
Yükseköğrenim dünyasıyla ilgilenen herkes, yukarıdaki ifadelere büyük ölçüde katılacaktır. Ki aynı dengesizlik yurtlar için de büyük ölçüde geçerli. Bu adaletsizliği önlemek için verilen tüm bursların Kredi ve Yurtlar Kurumu bünyesinde merkezi havuz oluşturuldu. Fakat belediyeler bu sistemin dışında bırakıldı. 2004′te yürürlüğe giren 5102 sayılı Kanun ile diğer tüm kurumların Kredi ve Yurtlar Kurumu bilgisi dahilinde burs ve kredi vermeleri öngörülürken, adayların seçimi kurumların takdirine bırakıldı. Bu düzenlemenin amacı adayların birden fazla yerden burs ve kredi almalarının önüne geçilmesiydi. Ancak her nedense belediyeler bu kapsamın dışında bırakılmıştı.
Sosyal ve daha çok siyasi amaçlarla seçmeni olan öğrencilere burs veren belediyelerin sayısı gittikçe artarken, büyükşehir belediyesi olan illerde hem ilçe belediyesinden, hem de büyükşehir belediyesinden burs almak; veya öğrenim gördüğü yer belediyesi ile yerleşim yeri belediyesinden burs almak pek çok öğrenci için cazibeli hale geldi. Kredi ve Yurtlar Kurumu’nun sağladığı ödemelerle birlikte, ihtiyaçların giderilmesi nispeten kolay hale gelmişti. Ancak bursiyerlerin seçiminde hangi kriterlerin esas alındığı hemen hiç bir yerde tam olarak duyurulmazken; bazı ‘özel yurtlarda’, derneklerde veya parti örgütlerinde bağlantısı bulunan kişilerin bursları ‘daha kolaylıkla’ alabildiği, pek çok örnekle gözlemlenir oldu. Kömür yardımı uygulamasındaki çarpıklıkların benzerleri burs yardımlarında da benzer sıklıkla görülürken, ana muhalefet partisi milletvekillerinin belediyeler için istisnai düzenleme getiren hükmün ve aynı kanunun başka maddeleri için açtıkları iptal davası Anayasa Mahkemesi’nce kabul edildi ve sadece belediyelere getirilen bu ayrıcalıklı düzenleme iptal edildi. Gerekçeli kararı okumadan karar hakkında detaylı görüş bildirmek sağlıklı olmayacaktır, ancak ikili rejimin getirdiği çarpık uygulamalara dikkat çekilmesi bakımından müspet etki doğuracağı açıktır. Zira belediyeler burs vermeye, KYK’ye bilgi vererek devam edebilecekler; yani verilen burslar iptal edilmiyor. Kamuoyunda yaratılan manipülasyon yersiz, fakat uygulamadaki esas dengesizlik; yani bursiyerlerin belirlenmesindeki objektif kriterlerin yetersizliği ve de kurumlar arasında ödeme miktarları bakımından büyük farklar bulunması, yaşanan haksızlıkların ve mağduriyetlerin gelecekte de yaşanacağını gösteriyor. Anayasa’da m.42/f.7′de devleti maddi imkanlardan yoksun başarılı öğrencileri destekleme yükümlülüğü altına sokan düzenleme, siyasilerin popülist anlayışı yüzünden ‘sosyal devletin’ anlamına uygun bir uygulama alanı bulamıyor. Ülkenin mali politikası planlanırken, öğrencilerin de ‘ekonomik aktör’ olduğunu gözönünde bulundurmak ve ilkeli uygulamalar sürdürmek, ‘adaletli bir kalkınma’ için olmazsa olmaz niteliği taşıyor.
Etiketler: Yükseköğrenim